En Güzel İstanbul Şiirleri ( kısa , anlamlı ve özel )

Türk edebiyatının önemli merkezlerinden biri olan İstanbul, yüzyıllardır birçok şairin ilham kaynağı olmuştur. Bu büyülü şehir, tarihi ve kültürel zenginliğinin yanı sıra eşsiz güzellikleriyle de edebiyat dünyasında derin izler bırakmıştır. “İstanbul Şiirleri” olarak adlandırılan bu şiirler, şehrin büyüsünü, aşkını, sosyal dokusunu, tarihini ve daha birçok özelliğini yansıtır. Bu yazıda, Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan “İstanbul Şiirleri”ni ve şehrin nasıl bir ilham kaynağı olduğunu keşfedeceğiz.

En Güzel İstanbul Şiirleri ( kısa , anlamlı ve özel )

İstanbul, binlerce yıllık tarihi ve eşsiz güzellikleriyle dünyanın en etkileyici şehirlerinden biri olarak edebiyat dünyasında da önemli bir yere sahiptir. Türk edebiyatının ve dünya şiirinin en ünlü isimleri, İstanbul’a dair kaleme aldıkları şiirlerle bu büyülü şehri anlatmış ve ölümsüzleştirmiştir.

İstanbul’un Büyüleyici Manzaraları

İstanbul, doğal güzellikleri ve eşsiz manzaralarıyla şairlerin ilham kaynağı olmuştur. Boğaziçi’nin muhteşem deniz manzarası, yemyeşil tepeleri ve tarihi yarımadanın görkemi, sayısız şiire konu olmuştur. Şairler, denizin maviliğinden esinlenerek adeta kelime ressamlığı yapar ve okuyuculara görsel bir şölen sunarlar.

Eski yapıların büyülü atmosferi de şairlerin dikkatini çeken bir diğer unsurdur. Ayasofya’nın görkemi, Topkapı Sarayı’nın zenginliği ve Yerebatan Sarnıcı’nın gizemi, onlarca şiire ilham vermiştir. Tarihin izlerini taşıyan her yapının altında yatan hikayeler, şiirlerde anlatılırken okuyucuları derinden etkiler.

İstanbul’un Tarihi ve Mitolojik Kökeni

İstanbul, köklü tarihi ve mitolojik hikayeleriyle de zengin bir kültürel mirasa sahiptir. Antik dönemde Bizans ve Roma İmparatorlukları’na başkentlik yapmış olan şehir, birçok önemli olaya tanıklık etmiştir. Bu tarihi olaylar, şairlerin şiirlerinde epik anlatımlarla canlanır ve okuyucuları zamanda yolculuğa çıkarır.

Mitolojide de İstanbul’a dair önemli hikayeler vardır. Örneğin, Yunan mitolojisinde tanrıça Athena ile tanrı Poseidon arasındaki mücadele sonucu İstanbul Boğazı’nın oluşumu anlatılır. Bu mitolojik kökenli şiirler, şehrin mistik atmosferini yansıtır ve okuyucuları hayal gücünün sınırlarında dolaştırır.

İstanbul’un Renkli Sokakları ve İnsanları

İstanbul’un mahalleleri ve insanları, edebiyat dünyasında da önemli bir yere sahiptir. Tarihi semtlerin dar sokaklarında kaybolan şairler, insanların samimi ve sıcakkanlı yaklaşımlarına tanıklık ederler. Şairler, bu etkileyici atmosferi şiirlerinde yansıtarak okuyuculara gerçek bir İstanbul deneyimi yaşatır.

İstanbul’un insanları da edebiyatın önemli bir parçasıdır. Şehrin çeşitliliği ve zengin kültürel yapısı, şairlere farklı karakterleri anlatma fırsatı verir. Kimi zaman gülümseten kimi zaman hüzünlendiren bu portreler, şehre özgü bir kimlik kazandırır.

Aşk ve Romantizm

İstanbul, aşkın ve romantizmin en güzel ifadesine sahne olmuştur. Boğaziçi’nin romantik atmosferi ve eşsiz manzaraları, şairlerin aşk temasını işlediği şiirlere ilham verir. Sevgililerin yürüyüş yaptığı Boğaz’ın kıyıları, kucaklaşan dalgaların hikayeleri şairlerin kaleminden aktarılır.

Ayrıca, şairlerin kendilerine, sevdiklerine ya da şehre duydukları yoğun duygular da romantik şiirlerin ana temasını oluşturur. İstanbul, aşkın ve romantizmin anlatıldığı şiirlerle doludur ve okuyuculara duygusal bir yolculuk sunar.

Melankoli ve Özlem

İstanbul, değişen yüzüyle şairlerin melankoli ve özlem temalarını işlemek için de mükemmel bir şehirdir. Geçmişe özlem, unutulmuş anılar ve kaybolan güzelliklerin yansıtıldığı şiirler, okuyucuların iç dünyasına dokunur. Şairler, zamanın geçişine ve şehrin dönüşümüne dair duygularını melankolik bir tonla aktarırlar.

İstanbul’un değişimine ve modernleşme sürecine tanıklık eden şairler, şehrin kaybolan dokusunu özlemle anlatırken aynı zamanda geleceğe dair umutlu bakışlarını da okuyuculara yansıtırlar. Bu karmaşık duygular, şiirlerde büyülü bir dille anlatılır ve okuyucuların ruhuna işler.

Gece ve Ay Işığı

İstanbul’un gece manzaraları, şairlerin şiirlerinde ayrı bir öneme sahiptir. Ay ışığının şehri aydınlatışı, boğazın sakinliği ve minarelerin gökyüzüne yükselişi, şiirlerde gizemli bir atmosfer yaratır. Gece vakti İstanbul’un farklı yüzüne tanıklık eden şairler, bu büyülü anları şiirlerine yansıtarak okuyucuları sürreal bir dünyaya davet ederler.

İstanbul’un İnsanlara İlhamı

İstanbul, sanatçılara ve yazarlara sonsuz ilham kaynağı olmuştur. Şehirdeki sokaklar, meydanlar ve tarihi mekanlar, yaratıcılığın coşkulu bir şekilde ortaya çıkmasına olanak sağlar. Şairler ve yazarlar, İstanbul’un mistik atmosferini kelimelerle anlatarak kendilerini ifade eder ve dünyaya eşsiz eserler sunarlar.

Çatışma ve Değişim

Modern İstanbul’un çatışmaları ve değişimleri, edebiyatta da yankı bulmuştur. Geleneksel yaşamla modernleşmenin çatışmasını işleyen şairler, şehrin geçirdiği dönüşümleri vurgularlar. Eskiyle yeninin kucaklaşmasını anlatan bu şiirler, İstanbul’un çağdaş yüzünü yansıtırken kültürel zenginliğini de korur.

İstanbul Şiirlerinin Ebedi Etkisi

Türk edebiyatında ve dünya şiirinde İstanbul’un yeri eşsizdir. Şairler, bu büyülü şehri anlatarak ona sonsuz bir övgü sunarlar. İstanbul şiirleri, zamanın geçişine direnen, ebedi bir iz bırakan eserler olarak insanlığın belleğinde yaşamaya devam eder.

Edebiyatta İstanbul Şiirlerinin Önemi

Türk edebiyatında, İstanbul’un şiirlerinin ayrıcalıklı bir yeri vardır. Ünlü şairlerin İstanbul’a olan hayranlıkları, şiirlerine yansır ve onun büyülü atmosferini aktarır. Bu şiirler, okuyuculara Türk edebiyatının zenginliğini ve İstanbul’un kültürel değerini tanıtır.

Nâzım Hikmet ve İstanbul Aşkı

Türk edebiyatının en büyük şairlerinden Nâzım Hikmet, İstanbul’a olan derin bağlılığıyla tanınır. Onun şiirlerinde İstanbul, sadece bir şehir değil aşkla bağlı olduğu bir sevgili gibidir. Nâzım Hikmet’in eşsiz diliyle kaleme aldığı İstanbul şiirleri, edebiyat dünyasında ayrı bir yere sahiptir.

İstanbul Şiirlerinde Anlatılan Tarihi Olaylar

İstanbul, tarihi olaylara tanıklık etmiş önemli bir şehirdir. Bu olaylar, şairlerin şiirlerinde destansı bir şekilde anlatılır. İstanbul’un tarihî olaylarına dair anılar ve hikayeler, şiirlerde can bulur ve okuyucuları tarihi bir yolculuğa çıkarır.

Geleceğe Yolculuk

Şairlerin hayal gücü, İstanbul’un geleceğine dair de ipuçları sunar. Şehrin değişimine tanıklık eden şiirler, gelecekteki İstanbul’un nasıl olabileceğine dair tahminlerde bulunur. Gelecek ile ilgili bu şiirler, okuyucuları düşünmeye ve hayal kurmaya teşvik eder.

Şehrin Dönüşümü

İstanbul, sürekli bir dönüşüm ve değişim içindedir. Şairler, bu dönüşümü şiirlerinde yansıtarak şehrin farklı yüzlerini anlatırlar. Eskiyle yeninin kucaklaşmasını, modernleşmenin getirdiği değişimleri ve İstanbul’un kültürel zenginliğini şiirlerine taşırlar.

İstanbul’u Keşfetmek İçin Şiirler

İstanbul’u keşfetmek isteyenler için şiirler harika bir rehberdir. Şairlerin eserlerinde anlattıkları semtler, mekanlar ve sokaklar, okuyuculara İstanbul’u daha derinden keşfetme fırsatı sunar. Şehrin tarihî ve kültürel güzellikleri, şiirler aracılığıyla okuyuculara doğrudan ulaşır ve onları bu büyülü şehre davet eder.

En Güzel İstanbul Şiirleri

İstanbul Türküsü şiiri
İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
Bir garip Orhan Veliyim;
Veli’nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
Rumelihisarı’na oturmuşum,
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:

İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;
Edalım,
Senin yüzünden bu halim.
İstanbul’un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş, bana ne?
Sevdalım,
Boynuna vebalim!

İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.
Bir fakir Orhan Veli;
Veli’nin oğlu,
Tarifsiz kederler içindeyim.

Orhan Veli KANIK

İstanbul’un Fethi
Aştık geçilmez dağlar üstünden
Öyle vakur, öyle heybetli
Vardık ot bitmeyen vadilere
Ayağımız değdi yeşerdi!

Gönlümüzde büyüklüğü Asya’nın
Yıktı köhneliğini orta zamanın
Zamanın karanlığı ortasında
Şimşek örneği parlayan kılıcımız
Nur yağdırdı aydınlık yeni günlere
Eskilik, karanlık düşüverince yere,
Dağlar, denizler misali,
Yol verdi gemilere!

Sustu kulakları tırmalayan çan;
Burca bayrak dikince Ulubatlı Hasan!

İbrahim MİNNETOĞLU

İstanbul’umu özlüyorum şiiri
Anıların Koynunda bir sevda yaşıyorum
Dantel işlemeli perdelerin pencerelerini süslediği
Naftalin kokusu ile çiçek kokularının kucaklaştığı evleri olan
Arnavut kaldırımlı sakakların
Ahşap direklere takılı lambalarla aydınlatıldığı
Sabahları kumru sesleri ile uyandığım
Bahçe duvarlarından sarkan hanımellerine dokunduğum
İstanbul’umu özlüyorum.

Ender ŞAHİN

Kızkulesi şiiri
Denizin ortasında
Uykusu kaçmış bir gemi
Bütün ışıklarını açıyor
Uzaktan çapkın çapkın
Göz kırpıyor deniz feneri
Ay doğuyor, sandallar toplanıyor bir araya
Kaçın kurası Üsküdar vapuru
Saat başı görücü gönderiyor
Güvertesinden bir kuşu
Onunsa derdi başka bambaşka
Her şairle ayrı
Adı çıktığından beri

Ali Asker BARUT

İstanbul’un fethi şiiri
Aştık geçilmez dağlar üstünden
Öyle vakur, öyle heybetli
Vardık ot bitmeyen vadilere
Ayağımız değdi yeşerdi!

Gönlümüzde büyüklüğü Asya’nın
Yıktı köhneliğini orta zamanın
Zamanın karanlığı ortasında
Şimşek örneği parlayan kılıcımız
Nur yağdırdı aydınlık yeni günlere
Eskilik, karanlık düşüverince yere,
Dağlar, denizler misali,
Yol verdi gemilere!

Sustu kulakları tırmalayan çan;
Burca bayrak dikince Ulubatlı Hasan!

İbrahim MİNNETOĞLU

İstanbul Destanı
…var ki İSTANBUL /…yok ki İSTANBUL

Sana bilmem hangi yönden bakayım
Gece başka gündüz başka güzelsin
Kâinatta eşsiz tek ve özelsin
Çağlar değiştirdi sevdan İSTANBUL

Efendimiz malum ezelden tanır
Binlercesi şehrin can kıskanır
Sinende yaşayan cennettir sanır
Cihanda emsalin yok ki İSTANBUL

Kalbini son defa fethedenlere
Elveda deyip de gitmeyenlere
İmkân bulamayıp gelmeyenlere
Engin hoşgörünle kızma İSTANBUL

Kâbe-i ziyaretgâhların vardır
Şühedadan namazgâhların yardır
Âlem-i insanlar çok arzu-dardır
Sevenin koynunda sar ki İSTANBUL

Köklü medeniyetlerin evisin
Tarihler boyunca ananevisin
Mukaddesatını yâd el de bilsin
Sırr-ı nikabını aç ki İSTANBUL

Her dinin mensubu ibadet eder
Havra Kilise ve Cami’ye gider
O insanlar gönül diliyle ne der
Sessiz niyetleri duy ki İSTANBUL

Tüm insanlar âlâ şeyler yazmışlar
Anlatacak bir söz bırakmamışlar
Nesillere misal hep taşımışlar
Ölçülmez değerin var ki İSTANBUL

Arz ile deniz ve mehtap bakıyor
Gerçek yıldızlardan taçlar takıyor
Her gönülde sevdan ataş yakıyor
Türlü dillerdesin bil ki İSTANBUL

Elbet ben de bir gün gelir geçerim
İlahi yasaya ben de naçarım
Yardan ya da senden vaz mı geçerim?
Bir eser de benden al ki İSTANBUL

Çınlar Cami’lerden ezan(ı)salası
Yıkar nefisleri def-i belası
Zeki’midir sanki tek müptelası
Eyyüb Sultan başta say ki İSTANBUL

Zeki İ.KIZILIŞIK

Fetih zamanı şiiri
Havanın mavisinde, denizin yeşilinde
Bir türkü, Orta Asya’dan beri duymuşuz.
Anamızın sütünden bayraklara kadar
Yüce fetihle büyümüşüz.

Yakmış gecemizi yıldızlar
Burçlardan yana uyanmışız.
Bir yazı gibi tepeler alnında
Yazılmışız, silinmişiz.

Nur ile kuvvet ile aşk ile
Kaderin büyüsünü bozmuşuz.
Görmüşüz suretini güzelliğin
Koca feleklere görünmüşüz.

Cihanın yarısı gök;
Önünde şehit şehit durmuşuz,
Cihanın yarısı İstanbul
Almışız.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

İstanbul şiiri
Benden öncede sana aşık olanlar vardı
Benden sonrada oldular.
Ne aşklar yaşandı sende,
Ne aşklar son buldu yine sende.
Hiçbir güzel senin kadar sevdiremedi kendini,
Hiçbir sevgili unutturamadı seni.
Rüzgarın birbaşka eser akşamlarında
Sonbahar bir başka sarıdır yapraklarında
Yedi tepen gelinlik giyer kışlarında
Çiçekler erken açar erik ağaçlarında
Yazı yaşayamaz olsamda kıyılarında
Sen benim ilk ve son aşkımsın İSTANBUL..

Ender ŞAHİN

İstanbul şiiri
Nice büyük komutan tutuştu senin için.
Almak için mevlaya yalvardı için için.
Nasip oldu sonunda, O muhteşem Fatih`e
O büyük zafer ile damga vurdu tarihe.

Yedi tepe üstüne kurulan koca şehir.
Sana kavuşmak için olmuştuk koca nehir.
Allah, Allah diyerek, atıldık yedi koldan
Gemileri yüzdürdük, dağ tepe susuz yoldan

Kaptı şanlı sancağı çıktı Hasan surlara.
Siper etti güğsünü, o zalim okçulara.
Bir Hasan binler oldu, atıldılar ileri
Şehit olmak dileği, Fatih`in şanlı eri.

Koskoca İstanbulu hediye ettin bize O muhteşem günde atı sürdün denize. Her biri bir Fatihti kahraman askerlerin.
Büyüdükçe büyüdü, isimsiz neferlerin.

Çağ atlattın dünyaya İstanbul`u almakla
Bir er gibi savaştın, kalbindeki bayrakla.
Bu yüce savaş için, feyz aldın Peygamberden
Kalkta bak koca Fatih, yattığın o yerinden.

Boğaza gerdan taktı, torunların sonunda.
Adını senden aldı, inci gibi boynunda.
Göklere yükseliyor, Sinanin eserleri. Bir rüya gibi hala, İstanbulun her yeri.

Nizami Sunguroğlu

canım İstanbul şiiri
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim…
İstanbul,
İstanbul…

Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…
Bulutta saha kalkmış Fatih’ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet…

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul…

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir katibi mi…

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul…

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler…
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

Gecesi sümbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul.

Necip Fazıl Kısakürek

İstanbul şiiri
Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.

Ümit Yaşar Oğuzcan

İstanbul Şehremini Cemil Paşa’ya şiiri
Bütün hayatı uyur bir sema-yı mühmelde
Geniş ufukları efsanevi hikayelerin
Tasavvur ettiği gökler kadar beyaz, narin,
Minarelerle müzeyyen, sevimli bir belde…
O mai dalgaların bu sesiyle perverde
Sevahilinde güler ruhu başka bir denizin,
Gezer bu levhaya ait bir ihtiram-ı hazin
Melul hisli mükedder nazarlı gözlerde.
Bütün bedayi’-i ezman, nefais-i a’sar
Bu mai çehreli İstanbul’un beyaz ve uzun
Ufuklarında bulur penah şi’r ü füsun
Dalınca gözlerim ağlar bu hüsn-i sakinde;
Bu beldenin uyuyan bir başka güzellik var
Bütün tulu’ ve gurubunda, subh u leylinde

Faruk Nafiz Çamlıbel

İstanbul’da şiiri
İstanbul’da, Tevkifhane avlusunda,
Güneşli bir kış günü, yağmurdan sonra,
Bulutlar, kırmızı kiremitler, duvarlar ve benim yüzüm yerde su birikintilerinde kımıldanırken,
Ben, nefsimin ne kadar cesur, ne kadar alçak,
Ne kadar kuvvetli, ne kadar zayıf şeyi varsa hepsini taşıyarak;
Dünyayı, memleketimi ve seni düşündüm.

1939 Şubat, İstanbul Tevkifanesi

Nazım Hikmet

sevgili İstanbul şiiri
İstanbulum, nazlı yârim: Yedi Tepeli gözlerinin şehveti, Bakışlarındanboğaz`ına uzanıyor.
Boğazın iyi yüzü, dünyanın iki sûreti…

Beyoğlu`nda keyifli bir gece; içtiğim kadehsin.
Yudumlarken şarabımı, öpüyorum dudaklarından.
Dudağımdaki kadehsin,
İçiyorum seni doyasıya..

Beşiktaş iskelesinden çaresizce seyrediyorum seni;
Seyrim Kadıköyde iniyor, Yürüyor umarsızca Bahariyede; gecenin bir yarısı.
Bir göz, bir bakış arıyor, bulamıyor geçmişten…

Sarayburnundan, eşsizliğini Seyre daldığımda Ayasofyaya nazır;
Martıların sesinde duyumsuyor,
Gözlerimle sevişiyorum seninle.

Sanki kendi evimin kara sularıdır Haliç,
Hasköyden Piere Lotiye uzanırken hissettiğim koku,
Sevgiliyle içeceğim çayın âdeta demidir.
Haliçli çayın buğusu, teleferikle Eyüp Sultana salınmakta..

Galata Kulesinin üst katından
Seyrediyorum vücudunun en güzel yerlerini..
Prangalı mahremiyetinin gizlerini,
Yüreğimin derinliklerinde arıyorum.

Yaşattığın bunca acı, bunca keder;
O eşsizliğini unutturmana yetmiyor.
Bebekten Hisara uzanan bir pazar sabahı,
Güzelliğin, kahvaltıda bana eşlik ediyor.

Her sevgili,
Sende özdeşleşerek;
Sende onları, onların ruhunda seni görerek;

Yaşıyorum seni İstanbul
Yaşıyorum seni Sevgili
Mart 2007

Emrah Ceylan

İstanbul şiiri

Her gece düşümde gel diyen sendin
Geldim ve dayandım kendi kendime
Aradığım adresini terk etmiş
Kendinden korkan bir korkuluk oldum
Gelir geçer yağmur yüklü bulutlar
Çatlar dudakları susar İstanbul
Ağız ağız değil sözler yalama
Hangi yüzü insan hangisi şeytan
Bakınca insanı seçen göz nerde
Nerede yüreği hallaç olanlar
Tuttuğum taşlara yapışır elim
Kanatır dilini susar İstanbul

Parklarda yollarda canım çocuklar
Evine bir ekmek götürmek için
Çöpten boyunları çıt çıt kırılır
Beş yaşında Kadıköy`de sahilde
Darbuka morartır parmaklarını
İçini boğaza kusar İstanbul

Gündüz çeker gider dert gece başlar
İnsan ormanını bir çığlık yakar
İki hisar iki köprü su susar
Ara sıra toprak oynar yerinden
“Merdi namert yokuşunda vururlar”
Yarasına tuzu basar İstanbul

Taşrada gördüğüm İstanbul meğer
Değilmiş burada filim icabı
İçi başka dışı başka yakıyor
Dökülen ar namus kaldırımlardan
Sabrın sınırına gelir dayanır
Köprüde kendini asar İstanbul

Tayyib Atmaca

İstanbul düşman istilası altında iken Çamlıcada şiiri
Hey Çamlıca mehtabı ne olmuş sana öyle?..
Küskün duruyorsun.
Bir şey kuruyorsun.
Seyrinle ıyan et bana, ilham ile söyle:
Aksetmede âlâm-ı vatandan mı bu halet?..
Anlat; bu tahavvül neye etmekte delâlet.
Vaktiyle ederken bu havâliyi zılâlin
Bir sâha-i nilî.
Ey neyyir-i leylî,
Matem döküyor arza bugün bedr ü hilâlin
Bir şeb ki, zîrinde küsûfun,
Seyrangehi olmakda tuyûfun.
Mâzîden esip gelmede bir nevha-i vâveyl..
Bir âh-ı müebbed.
Hangi güneşin mâtemidir zulmetin ey leyl,
Ey şi’r-i muakkad
Yıldızlar olur bence meâlin gibi nâ-yab
Atîde görünmezse o mâzideki mehtâb
Olmazdı sabahın da yarın gülmeye meyli
Pîşinde bu dîdar-ı mahûfun.
Kartallara baktım düşüyorlar yere bi-ta’b;
Oldum sanıyordum Melekü’l Mevt ile hem-hâb.

Abdülhak Hamid

İstanbul ağrısı şiiri
Kanatları parça parça bu ağustos geceleri
Yıldızlar kaynarken
Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
Sen
Eğer yine İstanbul’san
Yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
Pançak pançak şiirler tüküreceğim
Demek yine ben
Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan Tel Aviv şarkıları
Mavi asfaltlara çökmüş
Diz bağlıyor
Eğer sen yine İstanbul’san
Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garı’nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa’dan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
Ağlayan
Sen eğer yine İstanbul’san
Aldanmıyorsam
Yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine senin emrindeyim
Utanmasam
Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
Kendimi yani şu bildiğim Attila İlhan’ı
Zehirleyebilirim
Sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
Tarla başı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
İmtihan çığlıkları yükseliyor Üniversite’den
Tophane İskelesi’nde diesel kamyonları sarhoş
Direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
Uykusuz dalgalanıyor
Ulan İstanbul sen misin
Senin ellerin mi bu eller
Ulan bu gemiler senin gemilerin mi
Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
Liman liman götüren
Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
Neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
Antenlerinden
Neden
Peki İstanbul ya ben
Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas
Ya benim kahrım
Ya senin ağrın
Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
Çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi
Burgu burgu içime boşalttığın
O senin ağrın
O senin
Eğer sen yine İstanbul’san
Yanılmıyorsam
Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
Satır satır okumak istediğim
Sen
Eğer yine İstanbul’san
Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
Ulan yine sen kazandın İstanbul
Sen kazandın ben yenildim
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine emrindeyim
Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
Yanılmıyorsam
Sen eğer yine İstanbul’san
Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
Kaç kere yazdım kim bilir
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 Eylül’ünde birader mırc ve ben
Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
Sana taptık ulan
Unuttun mu
Sana taptık.

Attila İlhan

İstanbul şiiri
Seni görüyorum yine İstanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan.

Geliyor Boğaziçi’nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.

Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!

Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.

Benim de sayılmaz mı oralar?
Elimi tutar gibi iki yanımdan,
Babamın yattığı Küçüksu,
Anamın toprağı Eyüpsultan.

Önümde, açık kollarıyla boğaz,
Çengelköy’den aktarma Rumelihisarı.
İstanbul, İstanbul’um benim,
Kadıköy’ü, Üsküdar’ı…

Gün olur, Köprü ortasında durur
Anarım, Adalar’da çamların uykusunu.
Gün olur, Beyoğlu’nu özler içim,
Koklamak isterim Tünel’in kokusunu.

Bulut geçer üstünden,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
“İçi dolu çamaşır.”

Göğünde tanıdım ayın ondördünü.
Kırlarında bilirim baharı,
Herşey içimde, herşey,
İstanbul yadigarı.

Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir!

Ziya Osman Saba

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Linkler  :  Şehirler Arası Nakliyat - Beylikdüzü psikolog -  Psikolog randevu -  Furkan Danacı - Teknoloji Haberleri - Yaşam haberleri - Super clone watchGüvenilir takipçi satın alma - instagram takipçi satın al - tiktok takipçi satın alsmm panel -  instagram takipçi satın al - tanıtım yazısı - vp satın algüvenilir takipçi satın almahaber yazılımıSohbet odaları  - İstanbul masöz